İnsan Şaşar Beşer Onar Hatta Yirmişer...

Soner / İstanbul

Bu hayat arkamızdan kovalıyor bizi. İşte bu yüzden duramıyoruz dünyanın en hızlı ve kuralsız olan otobanında. Zaman bize hükmediyor. Kahvaltımızı ne zaman yapmamız gerektiğini, ne zaman evleneceğimizi, ne zaman işe gideceğimizi, ne zaman işten çıkacağımızı, hangi günler dinleneceğimizi hep o söylüyor. Biz de ona uyuyoruz. Zamanla aramda husumet var benim. Aramız iyi değil. En büyük düşmanım. Bazen, en olmadık saatte, bir bankın üstünde oturup insanlara bakarak, bazen kimsenin talep etmediği bir seansa bilet alarak, bazen bir başka şehre aniden seyahat ederek kafa tutuyorum ona. Hoşlanmıyor. Yazmayı seviyorum. Bundan da hoşlanmıyor... Hangi otorite, sorgulayıcısını sevmiş ki?

Recent Tweets @banageldiler
Asker degiliz Asks:
hiç buralarda görünmüyosunuz yoksa yoksa görünmezlik iksiri..?
banageldiler banageldiler Said:

Bazen hizmet dışı oluyorum, ondandır :)

Ve sıradaki gif, tüm dünya için geliyor…

Ve sıradaki gif, tüm dünya için geliyor…

Dün “Kış Uykusu”na gittim. Büyük bir havayla aldım biletimi. Büyük bir havayla aldım çünkü yaklaşık kaç aydır aynı gişeden, aynı kızdan, sadece animasyon/çizgi film türündeki filmlere bilet alıyodum. Bir gün “Bay Peabody ve Meraklı Arkadaşları”, diğer gün “Büyüler Evi”, bir başka gün “Kahraman Kedi”, “Karlar Kraliçesi”, Lego’nun filmi vs…hatta bazen aynı filme iki kere. Neden? Çünkü uyuyorum bazen..sonra merak ediyorum 2. yarısını tekrar gidip izliyorum. Böyle olunca o kız da zannediyor ki ben kahraman kedilerin köpeklerin hastasıyım. Hayır arkadaşım, ben animasyon seviyorum. Bilmiyorum..ne olursa olsun, 3D animasyonlar ilgimi çekiyor. Geçen gün aynı çocuk filmine 2. kez bilet alırken, “Çok beğendiniz heralde?” dedi böyle yüzünde alaycı bir gülümsemeyle. “Hayır” dedim..”uyudum”. Öyle cevap verince iyice çocuk oldum. Hem çizgi filme bilet alıyor, hem de uyuyordum. Bir tek ağzımdan akan dondurmam eksikti.Çocuk filmleri, çocuklar izlemese güzel aslında. Çok bağırıyolar. Aynı zamanda acayip acayip tepkiler veriyolar. Geçen hafta bir tanesi enseme tükürdü, diğeri de ağlaya ağlaya bütün mısırımı yedi. Hem de yerden yedi. Karanlıkta saldırdı, göremedim. Bütün mısır yere saçıldı..ben annesine “olsun..olsun..önemli değil” falan derken yerde bi karartı, bi şey hareket ediyor bacaklarımın arasında. Hapur hupur hepsini yiyo bu. Annesi karanlıkta çocuğu arıyo, kadın da eğildi “Ekbeeeeerrr Ekbeeeeğğğğrrrrr!!!” diye bağırıyo, filmin içine sçtılar. Bulamadık da Ekber’i. Katır kutur bi yeme sesi geliyo ama Ekber kesinlikle yok. Sonra o hepsini yiyince, anasının yanına sürüne sürüne kendi döndü. Kaldığı yerden izlemeye devam etti filmi. Çocuk hala yaşıyosa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmet eylesin. Çok iyi çocuktu. Bu arada hep aynı kızdan bilet almamak için ne kadar çabalasam da farketmiyor, mutlaka o denk geliyor..Ama geçenlerde normal bir film olan İtirazım Var’a gittim mesela, hem de çok artist artist gittim, o zaman da o denk gelmedi. Büyük bir talihsizlik yaşıyorum. Aslında gerizekalı gibi görünmemek için taktiklerim de var. Mesela filmin adını söylemiyorum sadece salonu söylüyorum. Yani “Bay Peabody ve Meraklı Arkadaşları”na bir bilet” yerine, “Salon 2” diyorum ama o Allah’sız her seferinde yaklaşık 95 desibel ile “BAY PEABODY VE ARKADAŞLARI MIII???” diye hayvan gibi bağırıyo..utanmasa yerinden kalkıp, yemek katındaki herkese hangi filme bilet aldığımı, beni parmağıyla işaret ederek tek tek anlatacak da sanırım müdürü izin vermiyor. “evet..” demek zorunda kalıyorum, sessiz, ezik, boktan bir şekilde. Geçen “evet” demedim, kafa salladım, anlamadı..yine “evet” demek zorunda kaldım. İğrenç bi insan. Ama işte o büyük gün geldi dün. Özellikle onun gişesinin kuyruğuna girdim. Bekledim..bekledim..ve sıra bana geldi. Dedim ki, “Kış Uykusu’na bi bilet rica ediyorum”. “SALON 1 Mİ?” dedi. Ulan bağırsana Allah’sızın kızı bağırsana!! Ne Salon 1’i? “Hayır” dedim..”Gideceğim filmin adı Salon 1 değil, Kış Uykusu”..”Altın Palmiye falan…Nuri Nuri Ceylan..bayılırım..ah..vah..”...Aldım biletimi. Müthiş bir zaferdi. Yılmaz Güney’in pozunun aynısını yaptım. Zafer sarhoşuydum. Filmden en büyük beklentim, 3 boyutsuz ve normal insanlardan oluşan bir film olmasıydı. Beklentilerimi tamamen karşıladı, tavsiye ederim, gidin siz de izleyin.

Dün “Kış Uykusu”na gittim. Büyük bir havayla aldım biletimi. Büyük bir havayla aldım çünkü yaklaşık kaç aydır aynı gişeden, aynı kızdan, sadece animasyon/çizgi film türündeki filmlere bilet alıyodum. Bir gün “Bay Peabody ve Meraklı Arkadaşları”, diğer gün “Büyüler Evi”, bir başka gün “Kahraman Kedi”, “Karlar Kraliçesi”, Lego’nun filmi vs…hatta bazen aynı filme iki kere. Neden? Çünkü uyuyorum bazen..sonra merak ediyorum 2. yarısını tekrar gidip izliyorum. Böyle olunca o kız da zannediyor ki ben kahraman kedilerin köpeklerin hastasıyım. Hayır arkadaşım, ben animasyon seviyorum. Bilmiyorum..ne olursa olsun, 3D animasyonlar ilgimi çekiyor. Geçen gün aynı çocuk filmine 2. kez bilet alırken, “Çok beğendiniz heralde?” dedi böyle yüzünde alaycı bir gülümsemeyle. “Hayır” dedim..”uyudum”. Öyle cevap verince iyice çocuk oldum. Hem çizgi filme bilet alıyor, hem de uyuyordum. Bir tek ağzımdan akan dondurmam eksikti.

Çocuk filmleri, çocuklar izlemese güzel aslında. Çok bağırıyolar. Aynı zamanda acayip acayip tepkiler veriyolar. Geçen hafta bir tanesi enseme tükürdü, diğeri de ağlaya ağlaya bütün mısırımı yedi. Hem de yerden yedi. Karanlıkta saldırdı, göremedim. Bütün mısır yere saçıldı..ben annesine “olsun..olsun..önemli değil” falan derken yerde bi karartı, bi şey hareket ediyor bacaklarımın arasında. Hapur hupur hepsini yiyo bu. Annesi karanlıkta çocuğu arıyo, kadın da eğildi “Ekbeeeeerrr Ekbeeeeğğğğrrrrr!!!” diye bağırıyo, filmin içine sçtılar. Bulamadık da Ekber’i. Katır kutur bi yeme sesi geliyo ama Ekber kesinlikle yok. Sonra o hepsini yiyince, anasının yanına sürüne sürüne kendi döndü. Kaldığı yerden izlemeye devam etti filmi. Çocuk hala yaşıyosa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmet eylesin. Çok iyi çocuktu. 

Bu arada hep aynı kızdan bilet almamak için ne kadar çabalasam da farketmiyor, mutlaka o denk geliyor..Ama geçenlerde normal bir film olan İtirazım Var’a gittim mesela, hem de çok artist artist gittim, o zaman da o denk gelmedi. Büyük bir talihsizlik yaşıyorum. Aslında gerizekalı gibi görünmemek için taktiklerim de var. Mesela filmin adını söylemiyorum sadece salonu söylüyorum. Yani “Bay Peabody ve Meraklı Arkadaşları”na bir bilet” yerine, “Salon 2” diyorum ama o Allah’sız her seferinde yaklaşık 95 desibel ile “BAY PEABODY VE ARKADAŞLARI MIII???” diye hayvan gibi bağırıyo..utanmasa yerinden kalkıp, yemek katındaki herkese hangi filme bilet aldığımı, beni parmağıyla işaret ederek tek tek anlatacak da sanırım müdürü izin vermiyor. “evet..” demek zorunda kalıyorum, sessiz, ezik, boktan bir şekilde. Geçen “evet” demedim, kafa salladım, anlamadı..yine “evet” demek zorunda kaldım. İğrenç bi insan. 

Ama işte o büyük gün geldi dün. Özellikle onun gişesinin kuyruğuna girdim. Bekledim..bekledim..ve sıra bana geldi. Dedim ki, “Kış Uykusu’na bi bilet rica ediyorum”. “SALON 1 Mİ?” dedi. Ulan bağırsana Allah’sızın kızı bağırsana!! Ne Salon 1’i? “Hayır” dedim..”Gideceğim filmin adı Salon 1 değil, Kış Uykusu”..”Altın Palmiye falan…Nuri Nuri Ceylan..bayılırım..ah..vah..”...Aldım biletimi. Müthiş bir zaferdi. Yılmaz Güney’in pozunun aynısını yaptım. Zafer sarhoşuydum. Filmden en büyük beklentim, 3 boyutsuz ve normal insanlardan oluşan bir film olmasıydı. Beklentilerimi tamamen karşıladı, tavsiye ederim, gidin siz de izleyin.

Asker Anonim Asks:
evlensek ya..
banageldiler banageldiler Said:

Asker Anonim Asks:
napıyosun?
banageldiler banageldiler Said:

Her zaman yaptığım şeyi;

image

Hani herkesin hayata karşı bi duruşu vardır ya..benim tam olarak duruşum bu işte.

Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon’un, zengin koca avcısı bir kızın kendisine attığı bir e-mail’e verdiği cevap…

Önce kızın mektubu;

"Sayın Morgan,

Sizinle dürüst olacağım… Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Aç gözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor.

Çok şey istemiyorum. Bu sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?

Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:

1) Zengin bekarlar nerede takılır? (Lütfen bar, restaurant, spor salonu, kulüp, vs… gibi mekanların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız.)

2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?

3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Bir kaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.

4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım ?

Bayan Güzel”

Dimon’ın mektuba cevabı ise şu şekilde olmuş;

"Sevgili Bayan Güzel,

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız var. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.

Bir iş adamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin… Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil. Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek.

Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı. Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.

Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir. Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.

Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?

Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm.

Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek…

Kolay gelsin

J.P. Morgan”

Bir gün kendinizden 91 cm. uzakta yaşadığınızı fark etmeye başlasaydınız ne olurdu? Tüm hayatınızı buna göre planlamak zorunda kalsaydınız? Telefonu 91 cm. uzaktan açsaydınız..kanalları değiştirirken, tuvaletinizi yaparken bile hep ‘aslınızdan’ 91 cm. uzakta olsaydınız? Kendinize uzakta…Ne hissederdiniz?

Acaba siz kendinizden ‘kaç cm.’ uzaktasınız hiç düşündünüz mü?

Buna uyum sağlamak için neler yapıyorsunuz? Yarın sabah alarmla başlamayacak mısınız kendinizden uzak şeyler yapmaya? Uyum sağlamaya çalışmayacak mısınız etrafınıza? ‘Garip’ görünmemek için yorulmayacak mısınız?

'Kendinden uzaklaşmak' üzerine bir şeyler düşünenlerin mutlaka izlemesi gerektiğini düşündüğüm, 2008 yapımı, Jérémy Clapin imzalı, kısa bir Fransız animasyonu; Skhizein

Sizin için Türkçe altyazılısını bile buldum, hadi yine iyisiniz.

"…ve tüm istediğim, olmam gereken yerde olmak."

Annem bodrumda, abim yurtdışında, babamın nerede olduğunu herzamanki gibi bilmiyorum. Ben de bir çılgınlık yapıp Migros’a gittim.

Migros’la aramda garip şeyler oluyor şu sıralar. Mesela dün son müşteriydim. Son müşteri olmayı çok seviyorum. Herkesin gerçek halini görüyosun. İşte o saat, o sahte ve kurgusal kurumsallık seviyesinin en düşük olduğu saat. ‘Persona’ları delik deşik olmuş personeller, sanki, sürekli komut gönderen profesörlerini dinlemeyen robotlar gibi, herkes aslı neyse o gibi.

Kasaya geldim. Elimde Bahçıvan’ın yeni çıkardığı küp kaşar peynirler var. Kahvaltıda yemeye başladım, çok güzeller. Kasadaki kız bi anda “birayla iyi gidiyo ya” dedi..”he?” dedim..”birayla iyi gidiyo ya bunlar” dedi. Kaşarlarımdan bahsediyo. Küp kaşarlarım birayla iyi gidiyormuş. “Şarapla iyi gidiyo olmasın?” dedim..”yok” dedi..birada ısrar etti. Tam arkamda ise elinde şarabı, bi beyamca var. Boğuk sesiyle “Çocoğk doğru söylüyoğğ” dedi beni işaret ederek, “Şağrağpla gider oooğğ”. Sonundaki iki yumuşak g çok önemli. Ben de kız üzülmesin diye “birayla da tuzlu fıstık iyi gidiyo galiba” dedim. Kız da “Yaaaaaaaaaaaaa o zaaaaatennnnnnn efsanee yaaaaaağğğğğğğğğ” diye cevap verdi. Sonra arkamdaki beyamca Yozgat’tan bilmemne getiriyormuş, rakının yanında açacakmışsın, üzerine az limon sıkacakmışsın bişeyler bişeyler..bi gereksiz muhabbete girdi, ağzına s.çtı ortamın. 3 dakika içerisinde nasıl bir yere dönüştürmüştük kurumsal Migros’u ve nasıl kaçacaktım buradan bilemiyordum. Sonra aklıma Tayyip geldi. Amca dedim, sen o şarabı hemen geçir, saat 10’u geçecek birazdan..o yine “Çocuğk doğruğ söylüyoğğ” dedi ve böylece Yozgat’tan İstanbul’a, Tayyip Hava Yolları ile, aktarmasız, hızlı bir şekilde geldik.

Migros’la aramda farklı bir elektrik var benim. Mesela dün de bi cafeye gittim bişeyler söyledim, bi baktım 3-4 ay önce Migros’taki şarküteri bölümünde çalışan kız. Epeydir görmüyordum, ben onu tanıdım. O da beni tanımış olacak, “beni tanıdınız mı?” dedi. Tabii nasılsın falan dedim..”senin lensin yok bugün galiba?” dedim. Öyle deyince, sanki ben ona çok dikkat ediyomuşum gibi salak bişey demiş oldum aslında. Sanki ona aşıkmışım gibi ne öyle? Halbuki abuk subuk, gereksiz, anlamsız ne varsa aklımda yer eden, dikkat etmek istemesem de beynimin bir köşesinde muhakkak kalan kırıntılardan biri işte. Niye bi anda öyle bişey dedim, inanın bilmiyorum. Bu arada kulağına da ikinci deliği açtırmıştı ama onu söylemedim. Onu da farkettiğimi söylesem muhtemelen abisi falan gelir, orada nikah kıymak zorunda kalabilirdik. Halbuki ben babamın arkadaşının aynı renkten ve modelden iki tane kumaş pantolonu olduğunu da biliyorum. Çünkü birinde bacak bacak üstüne atınca bacağındaki kılları görüyorum biraz, diğerinde ise görünmüyor. Paçası uzun yani birinin (çoraplarda kısalık veya uzunluk yok). Kesinlikle paçadan. 

Asker Anonim Asks:
Seninlen cinsel münasebete girmek istiyorum.
banageldiler banageldiler Said:

cinsel münasebetsiz.

Asker Anonim Asks:
ortam guzelmıs...ıcım cektı desem ınanr mısın.ev ıle ısyerı mesafesı ıst da cok onemlı. benım de arabayla 7 dk mesafem. zamandan tasarruf cok onemlı. ben sana nıye yazıyorum kı ya. ne sefana ne de cefana ortak olmadıktan sonra deme soner efendıııııııııı:
banageldiler banageldiler Said:

ben sana şöyle bişey diyim mi? 7 DK ÇOK İYİYMİŞ. Bak bu var ya, dünyanın en önemli şeyi, kimsenin haberi yok. 

İstanbul’da evime ve işyerine 10 dakika mesafede böyle bir yer olması çok iyi değil mi yaaaaaaağğğğ…